1.
“Bozkurta Tapıyorsunuz” Suçlaması
Bazı kişi ve zümreler Türk Milliyetçilerini,
Türklüğün sembolü olan bozkurt’a tapmakla
suçlamaktadırlar. Hâlbuki bozkurt bir put,
bir totem değildir. Bozkurt, Türk Milli
destanlarına ve tarihi kayıtlara göre Türk
Milletinin sembolüdür. Fakat bazı maksatlı
kişiler, Türklüğün bu sembolünü bir put gibi
görmekte ve göstermektedir. İmanlı, ihlâslı
Türk Milliyetçileri, Âlemlerin Rabbi olan
Hz. Allah’tan gayrısına tapmaz.
Semboller, kişi yahut toplulukların
kendilerini ifade etme araçlarıdır. Nasıl ki
hilal dünyanın her yerinde yüce dinimiz
İslam’ı temsil ediyorsa, bozkurtta Türklüğü
temsil etmektedir. Esasen hemen hemen her
büyük milletin bir sembolü vardır.
İngilizlerin aslan, Fransızların horoz,
Almanların kartal, Rusların ayı,
Avustralyalıların kanguru, Çinlilerin
ejderha, Farslıların pars milli
sembolleridir. Bozkurt denilince her yerde
Türklük ve Türk Milliyetçileri gelmektedir.
Mesela, Hz. Peygamberin hadisine mazhar
olmuş, Fatih Sultan Mehmed Han İstanbul
surlarına saldıran askerleri için: “Haydi
kurtlarım göreyim sizi” diye bağırmıştır.
Yine aynı şekilde Hz. Peygamber, Hz. Ali
(r.a)’ye cesaretinden ve kahramanlığından
ötürü Allah’ın aslanı lakabını vermiştir.
Birazcık idrakten nasibini alanlar ve konuyu
araştırma zahmetine katlanan görecektirler
ki, Türk Milliyetçilerinin hayattaki en
büyük servetleri gönüllerinde taşıdıklara
Allah’a olan sonsuz imanlarıdır. Büyük
mütefekkirlerimizden Seyyid Ahmed Arvasi,
bozkurtun hiçbir zaman Türk’ün totemi
olmadığını açıkça ifade etmektedir.
2. Türk Milliyetçileri Tanrı Kelimesini
Kullanıyorlar!
Türk Milliyetçilerine iftira atmayı görev
edinmiş, idraki kıt, peşin hükümlü, ilimden
nasibini almamış kişiler Tanrı kelimesinin
kullanılmasını günah saymakta hatta ve hatta
neredeyse İslam’dan çıkmak olarak
görmektedirler. Bilmedikleri konun uzmanı
olan bu kişiler, hâşâ kendilerini yüce
yaratıcının yerine koyarak insanlara kolayca
kâfir damgasını vurabilmektedirler. Hâlbuki
hadis-i şerifte bir Müslüman kâfir diyenin
kendisinin kâfir olacağı apaçık ifade
edilmiştir. Şimdi, İslam’ı ideoloji haline
getiren ve samimi Müslümanları kasten
yanılttıklarına inandığımız bu insanların
suçlamasına cevap verelim…
Tanrı kelimesi Türkçe’dir ve ilah yani
yaratıcı anlamına gelir. Bazılarının iddia
ettikleri gibi Tanrı kelimesi ilahlar manası
gelmez. Mekke’de bulunan kâfirler yani
müşrikler Allah’a ortak koştuklara şeyleri
tanrılar demiyorlardı. Çünkü yukarda
söylediğimiz gibi Tanrı kelimesi Türkçe’dir
ve Arapların putlarına, Tanrı diye hitap
etmeleri mümkün değildir. Hepimizin bildiği
gibi müşrikler ilahlarına çeşitli isimler
vermişlerdi; Lat, Menat, Uzza, Hubel gibi…
Her dil yüce yaratıcıya çeşitli isimler
vermiştir. İbranice: Vahîm, Farsça: Hüda,
Rumca: Sibos, İngilizce: God. Bunların hepsi
yaratıcı, yaratan manasına gelmektedir.
Büyük âlimlerden İmam Şarani bu konu da
“Tabakatü’l Kübra” isimili eserinin 3. cild,
1053’ncü sayfasında şöyle buyurlaktadır:
“İsm-i zât birdir, iki olmaz… Ama her
dildeki tabiri başkadır”
Tanrı kelimesini bir çok âlim ve müteffessir
de kullanmıştır. Büyük Allah dostlarından
Yunus Emre’de yazdığı ilahilerde çokça
kullanmıştır:
Müslümanım diyen kişi /Şartı nedir bilse
gerek / Tanrı buyruğun tutup / Beş vaktini
kılsa gerek
Yine
Eksik olma ehillerden / Kaçıverin
cahillerden / Tanrı bizar bahillerden /
Bahil Hakk’ı görür değil
Görülüyor ki; Yunus Emre, Tanrı kelimesini
kullanmakta bir sakınca görmemiştir. Şimdi
sormak gerekir; Yunus Emre cahil midir ki,
Tanrı kelimesini kullanmıştır? Yahut Tanrı
kelimesini yasaklayanlar, Yunus Emre’den
daha mı Müslümanlardır?
Yunus Emre, Tanrı kelimesinden başka Esma-i
Hüsna’da olmayan ve Çalap kelimesini de
kullanmıştır!
Gönül Çalab’ın tahtı / Çalap gönüle baktı /
İki cihan bedbahtı / Kim gönül yıkar ise
Ayrıca
Hergiz gitmez gönülden / Hiç eksik olmaz
dilinden / Çalap kendi nurun / Gözüme nuş
eyledi
Yine büyük Allah dostlarından Mevlana Hz.’de
Tanrı kelimesini kullanmıştır:
“Canım tende oldukça Kur’an’ın kölesiyim.
Ben Tanrı’nın seçkin peygamberi Muhammed’in
yolunun toprağıyım. Her kim bundan başka
benden bir söz naklederse ona çok üzülür,
sözden de çok üzüntü duyarım.”
İstiklal Marşımızın yazarı, milli şairimiz
Mehmed Akif Ersoy’da Hudâ kelimesini
kullanmıştır:
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.
Yukarıdaki örneklerde de açıkça görüldüğü
gibi Allah dostları ve abide şahsiyetler
Tanrı ve Hüda gibi Esma-i Hüsna’da olmayan
isimlerin kullanılmasında bir sakınca
görmemişlerdir. Tanrı kelimesinin
kullanılmasının hoş karşılanmamasının bazı
sebepleri vardır. Bunlardan önemli ikisi
şudur: Birincisi Allah isminin insana
ahireti ve buna benzer şeyleri
hatırlatmasından ötürü, Allah lafzını ağzına
almak istemeyen, günübirlik yaşan sosyetenin
Tanrı kelimesini kullanmasıdır. İkincisi de,
başta aziz milletimizin severek seyrettiği
Çağrı filmindeki müşriklerin, putlarına
Tanrı diye hitap etmesi ile yabancı
Hıristiyan filmlerinde Müslüman olmayanların
Tanrı lafzını kullanmasıdır.
Burada açıkça belirtmek gerekir ki, yüce
yaratıcıya Allah (c.c) diye hitap edilmesi
en güzeli, en doğrusudur. Fakat örneklerini
açıkça verdiğimiz gibi Tanrı, Hüda, Çalab
denilmesinin dinen bir sakıncası yoktur.
3. Tanrı Türk’ü Korusun Duası
Tanrı kelimesinin kullanılmasının bir
sakıncası olmadığını yukarıda açıklamıştık.
Bazı kişiler, Türk milliyetçilerinin “Tanrı
Türk’ü Korusun” duasının yanlış olduğunu,
duanın genel olduğunu iddia etmektedirler.
Yine bu kişiler “Tanrı, Türk’ü korusun da,
başka milleti alçaltsın mı?” diye çok garip
bir soru sormaktadırlar. Şimdi de bu yanlış
düşünceye cevap verelim.
Dua genel olur diye bir İslami emir yoktur.
Kişi ister genel, isterse özel dua edebilir.
Duruma, şartlara göre değişebilir. Yüce
kitabımız Kur’an-ı Kerim’de özel duaların
edildiğine işaret eden ayetler vardır.
Bunlar biri de Hz. İbrahim’in duasıdır.
Bakara suresinin 124. ayetinde Hz İbrahim’e
“Ben seni insanlara önder yapacağım” diyen
rabbimize Hz. İbrahim şöyle söylemektedir:
“Soyumdan da (önderler yap, ya Rabbi!)”
Görüldüğü gibi Hz. İbrahim kendi soyu için
özel dua etmektedir.
Yine aşağıda Kur’an-ı Kerim’den soyuna özel
dua ile ilgili ayetleri vererek, meseleyi
daha iyi kavramanıza yardımcı olmaya
çalıştık.
• “Rabbimiz! Bizi sana teslim olmuş kimseler
kıl. Soyumuzdan da sana teslim olmuş bir
ümmet kıl. Bize ibadet yerlerini ve
ilkelerini göster. Tövbemizi kabul et. Çünkü
sen, tövbeleri çok kabul edensin, çok
merhametli olansın.” (Bakara Sûresi:128)
• Onu doğurunca, “Rabbim” dedi, “Onu kız
doğurdum.” -Oysa Allah onun ne doğurduğunu
daha iyi bilir- “Erkek, kız gibi değildir.
Ona Meryem adını verdim. Onu ve soyunu
kovulmuş şeytandan senin korumana
bırakıyorum.”(Âl-i İmrân Sûresi:36)
• “Rabbim! Beni namaza devam eden bir kimse
eyle. Soyumdan da böyle kimseler yarat.
Rabbimiz! Duamı kabul eyle.” (İbrahim
Sûresi:40)
Bu örnekleri daha da çoğaltmamız mümkündür.
4.Türk Müyüz, Müslüman Mı?
Bazı kişi ya da zümreler maksatlı olarak,
beyinleri bulandırmak için “Önce Türk müyüz,
Müslüman mı?” diye cahilane bir soru
sormaktadırlar. Bu soruya verilecek en güzel
cevap: “Müslüman Türk’üm”dür. Zira Türklük
ve İslamiyet birbirine zıt iki değer
değildir. Bu durumda ne milliyetimizi ne de
dinimizi inkâr etmemiz söz konusudur. Çünkü
Allah (c.c.) bizi bir milletin ferdi olarak
yaratmıştır ve bunu inkâr etmemiz yüce
dinimize de aykırıdır. Çünkü yukarıda da
bahsettiğimiz üzere ayet-i kerimede Allah’ın
insanları kavim kavim, millet millet
yaratması onun kudretindendir. Milliyetimizi
inkâr etmemiz onun bu kudretini hâşâ inkâr
etmemizdir. Ayrıca bu konuyla ilgili çok
önemli bir hadis-i şerifte mevcuttur:
“Aslını inkâr eden soysuz kişi, cehennemdeki
durağını hazırlasın, zira o bizden değildir”
Türk Milliyetçileri bu konuda en güzel
cevabı bu zihniyetin mensuplarına şöyle
vermektedirler: “Türklük bedenimiz, İslam
ruhumuzdur. Ruhsuz beden cesetten
ibarettir.”
Allah, bizi ne soysuz Müslüman, ne de İslam
nuruyla aydınlanmayan Türk yapsın!